|
PANEL TARİHLERİ
***2008 NİSAN AYI PANELİ 25 NİSAN 18:00
KONU: " Çocuktaki Sorumluluk Duygusu Gelişimi " (sosyolog Z.Güven)
2008 MART AYI PANELİ 07 MART 17:30
KONU: " Çocuktaki Cinsel Gelişim"(sosyolog Z.Güven)
2008 OCAK AYI PANELİ 11 Ocak 17:30
KONU: " Çocuktaki Bireysellik-çocuklarımızı nekadar özgür bırakıyoruz."(sosyolog Z.Güven)
15 KASIM 17:30 -_- PANEL (Z. GÜVEN)
18 EKİM PERŞEMBE 17:30 _-_ Panel ( Z. GÜVEN )
KONU: " Çocuk Gelişimindeki 10 Temel Taşı Nedir? " Okul Öncesi Eğitimin Önemi ve ABD de yapılan araştırma sonucu...
14 EYLÜL CUMA 18:30 _-_ Panel ( Z. GÜVEN )
KONU: " Çocukların Aileden Bağımsızlaşması ve Sosyalleşmesi Ne Demektir? "
09 AGUSTOS PERŞEMBE 18:30 _-_ Panel(Z. Güven)
KONU: " Çocukta Sorumluluk Duygusu Edinme "
NOT: Toplantılara katılım serbesttir. Dışarıdan Katılımcılara açıktır...
YAPILMIŞ OLAN PANELLER :
1.Duygusal Gelişim (9 Şubat 2007 - 18:00 )
2.Cinsel Gelişim ( 12 Ocak 2007 - 18:00 )
3. Özgüven Gelişimi ( yapıldı )
MART - NİSAN 2007 PANEL TARİHLERİ:
1. 23 MART CUMA 18:00 _-_ Panel (Z. Güven)
KONU: " Çocuk Gelişiminde Babanın Rolü "
2. 31 MART CUMARTESİ _-_ Art Terapi & Kahvaltı
(N. Gürsoy)Asparan' da saat 9:00( detaylı bilgi için 417 51 62-63)
3. 13 Nisan Cuma 18:00_-_ İlkokullular için Panel (Z. Güven)
KONU: " Buluğ Çağına Giden Çocuklarımızla İletişim "
4. 27 Nisan 18:00 _-_ Panel (Z.Güven)
KONU: " Çocuğumuzla Olan İletişimi Engelleyen Faktörler Nelerdir? Pozitif Konuşma Dili "
5. 2 MAYIS 18:30_-_ Terapik Çalışma (Z. Güven)
Cinsel Eğitim - Nereye kadar neyi nasıl söylesem?
Çocuğun gelişimi bir bütündür; bedensel gelişim, duygusal gelişim, sosyal gelişim ve cinsel gelişim. Diğer gelişim alanlarında yapılması gerekenler belli olmakla birlikte cinsel gelişim için yapılması gerekenler gözardı edilmektedir. Çünkü cinsel eğitim ile seks eğitimi birbirine karıştırılmakta ve yapılacak küçük bir açıklama ile ÇOCUĞUN MERAKI GİDERİLEBİLECEK DURUMDA İKEN BUNDAN ISRARLA KAÇINAN ANNE-BABAYI DAHA BÜYÜK SIKINTILAR BEKLEMEKTEDİR.
Nereden geldiğini merak etmeyen çocuk hemen hemen yoktur. Fakat doğru yanıtı alan, aldığı yanıtla kafası karışmayan çocukların oranı çok azdır. Anne baba biraz yetiştirilme tarzları nedeniyle, biraz da çocuklarını koruma güdüsüyle, cinsellikle ilgili hemen her türlü soruyu hasıraltı etmeye, geçiştirmeye eğilimlilerdir. Ama bu temel merakını doyuramayan çocuk soru sormayı bırakmaz. Çocuk dile getirmesede, sormuyor gibi görünsede zihninde yer eden o doyurulmamış merak varlığını sürdürmeye devam eder. Sonunda, kafasındakilerin yanıtını çoğu kez yalan yanlış olarak, asla, anne-babası kadar özenli olmayacak birilerinden öğrenir.
Cinsel eğitimin çocuğa kimin tarafından verilmesi konusunda değişik görüşler bulunmaktadır. Kimi uzmanlar ailede, kimi uzmanlar ise okulda verilmelidir, görüşünü savunmaktadır. Bugün öncelikle ailede başlatılması, daha sonrada okulda verilerek pekiştirilmesi görüşü yaygındır. Ailenin cinsel eğitim konusunda gösterdiği duyarlılık, çocukların cinsel gelişiminde son derece olumlu etkiler yapmaktadır.
Cinsel eğitim doğumla başlayarak ergenlik dönemine kadar olan bir dönemi kapsamaktadır. Cinsel eğitime başlamak için belli bir yaş bulunmamaktadır. Ne çok erken nede çok geç olmalıdır. Olabildiğince yalın bir dille, mümkünse kaynaklardan yararlanarak çocuğa cinsel eğitim veren aile ileride olması muhtemel bazı aksaklıklarıda önlemiş olacaktır.
Genellikle üç yaş civarı çocuklar soru ve davranışlarıyla cinsel konulara ilgilerini belli ederler. İki-üç yaşında bir erkek çocuk ortalıkta çıplak dolaşıp, hiç sıkılmadan cinsel organını eline alır, inceler, oynar. Cinsel konuda ilk karışma burada yapılır. Anne çocuğa ayıp diyerek uzaklaştırıp giydirir, örtünmek ve gizlenmek gerektiğini öğretir. Üç yaşına doğru çocuklar cinsiyet farklılığını sezip, incelemeye koyulurlar. Doktorculuk ve evcilik bu merakı gidermek için bulunmaz oyunlardır. Kız ve erkek çocuklar birbirlerini inceler ve aralarındaki farklılıkları sorgulayıp soru sorarlar. Bu dönemde ebeveynlerin soğukkanlı, açık ve yalın açıklaması çocuğun merakını doyurmaya yeter.
Üç yaşından sonra çocuklar bebeklerin nereden geldiklerini sormaya başlarlar. Bebeğin büyüdüğü yeri öğrendikden sonra, çocuğun soracağı diğer soru; bebeğin nereden ve nasıl çıktığıdır. Ona gerçeği yalın bir dille açıkça söylemenin bir sakıncası yoktur. Bebek iyice büyüyünce doktorun yardımıyla annenin bacakları arasındaki bir açıklıktan doğar şeklindeki bir yanıt yeterlidir. Çocuk bir süre sonra bebeğin anne karnına nasıl girdiğini soracaktır. Bu soru anne karnındaki bebek tohumlarının özel bir yuvada büyümesiyle olur diye yanıtlanabilir. Anneleri en çok ürküten soru genellikle babanın rolü ile ilgili olanlardır. Bu soru genellikle 5 yaşına doğru sorulur.Ayrıntıya girmeden, sözü evirip çevirmeden bebek tohumunun biri annede vardır, birinide baba verir demek genellikle meraklarını gidermeye yeter. Bu konuda daha fazla soru soran çocuklara ise dolambaçlı yollara sapmadan şöyle bir açıklama yapılabilir: Anne ile baba çocuk istedikleri zaman yatakta bir araya gelirler. Babanın penisinden gelen tohum annenin doğum yoluna geçer, tohumlar annenin döl yatağında birleşince küçük bir yavru oluşur ve büyümeye başlar. Çocuklara cinsel bilgileri verirken anne-babalar ne kadar bilgi vermeleri ve nasıl anlatmaları konusunda çelişki yaşayabilirler.Bu cinsel bilgiler belli kaynaklar ve kitaplara bağlı olarak verilerek çözümlenebilir. Aşağıda bu konuda yararlanabileceğiniz kaynaklar belirtilmiştir.
Çocukta cinsel ilgi, en yoğun olarak okul öncesi dönemde görülür. İlkokul döneminin birlikte ilgi ve merakta bir azalma gözlenir. Cinsel eğitim konusunda çok detaylı bilgi vermeye gerek yoktur. Çocuk soru sordu diye tüm bilgileri çocuğa aktararak bir daha soru sormasını önlemeye çalışmak, yanlış bir yaklaşımdır. Her çocuğun yaş dönemine göre bilgilendirilmesi sağlıklıdır. Çocuklar ne erken nede geç bilgilendirilmelidir. Çocuk soru sormaya başladığı andan itibaren bilgi başlamasıyla verebilirsiniz. Çocuklar 3-4 yaşından itibaren soru sormaya başlarlar. Yanıtlar çocuğun merakını giderecek kadar olmalıdır. Küçük yaşlarda birkaç cümle ile açıklamak yeterli olurken yaşı büyüdükçe bazı detaylı bilgileri öğrenmeye çalışacaktır.
Anne-babası tarafından cinsel eğitim almamış çocuk yanlış bilgilere açık olacak ve korumasız kalacaktır. Yanlış bilgilendirilen çocuğun yanlış yapmasıda doğaldır. Çocuğuma cinsel bilgi vermesem ne olur sorusuna, bir psikolog şu yanıtı veriyor: Çok şey! Çocuğunuza trafik kurallarını öğretmediğinizde ne olursa, cinsel bilgiler vermediğinizde de o olur.
Bilgi Alabileceğiniz Kitaplar : Ben Nereden Geldim " Cinsellikle İlgili Merak Ettikleriniz Bana Neler Oluyor" (Sistem yayıncılık)
ÇOCUKLARDA ÖZGÜVEN NASIL GELİŞİR ?
Çocuğunuzun özgüvenini yükseltin!
Eğer bir çocuk "etrafımdaki insanlar tarafından seviliyorum ve kabul ediliyorum" diyebiliyor ve yeni deneyimlere, yeni mücadelelere girebiliyorsa, bu çocukta kendine güvenden söz edebilir. Anne babanın kendilerine olan güvenleri de, çocukların güvenlerini ve yaşama bakışlarını etkiler.
Çocukların özgüvenlerini yükseltmek için yapmamız gerekenler :
1- Ona, onu sevdiğinizi söyleyin, onu kucaklayın.Sizin için özel olduğunu hissettirin.
2- Onu başkalarıyla kıyaslamayın. Çünkü kıyaslamak reddetmektir.
3- Çabalarını övün. Başarılarını fark edin, onu yüreklendirin. Böylece çocuğunuzun yapabilme gücünü artırırsınız. Anlayış ve hoşgörü bir çok sorunu çözümler.
4- Onun da ailenin bir üyesi olduğunu kendisine hissettirin. Aile içinde özel bir yeri olduğunu bilsin.
5- Zaman zaman onun yardım ve önerilerine başvurun.
6- Ona becerilerini kullanabileceği özel deneyimler yaşaması için destek olun. Farklı kurs ve etkinliklere yönlendirin.
7- Çocuğunuza özel zaman ayırarak, birlikte olduğunuz anlarda ona önemli olduğunu hissettirin.
8- Onunla aranızda güçlü bir iletişim kurun. Sağlıklı bir anne baba ilişkisi, çocuğun özgüveninin en önemli yakıtı olup aile içinde sağlıklı bir iletişim ortamı yaratır.
9- Onu dinleyin. Sizinle bir şey paylaşmak istediğinde dikkatle gözlerine bakarak onu anladığınızı ifade edin ve duygularını paylaşmasına izin verin. Siz onun duygu ve düşüncelerini ne kadar önemserseniz, bilin ki o da sizin sözlerinizi o kadar önemseyecektir.
Bir çocuğun kişiliğini onun davranışıyla (davranış ne kadar zorluk yaratırsa yaratsın) karıştırmamak gerekir. Çocuklar yaptıkları şeyler yüzünden değil, kendileri oldukları için sevilmeli. Karşılanmayan ihtiyaçlarla yapıcı bir şekilde yüzleşme, aile yaşamının daha düzenli bir hale gelmesini kolaylaştırır. Unutmamak gerekir ki çocuklar anne babalarının sorunlarında çoğu zaman kendilerini suçlarlar. Tutarlı bir çevre iyi bir gelişim sergilenmesine neden olur. Çocukların gelişim sürecinde anne babalar sürekli olarak çocuklarına yapmaları ve yapmamaları gerekenleri söyleyerek hem çocuklarının öz denetim kazanmalarını engelleyip hem de gerçek yaşama hazırlanmalarını zorlaştırmış olurlar. Çocuklara sorunlarını çözmek ve kendi yeteneklerini keşfetmek için fırsatlar verilmesi gerekir.
Anne babalık "doğal" bir yetenek değil, aslında dünyanın en zor işi olup bu konuda eğitim alıp, kendinizi geliştirmekten çekinmeyin. Anne babaların öğretmenlerle girdikleri olumlu iletişim de çocuğun özgüvenini geliştirmede önemli rol oynar. Çünkü, çocuğun okula bağlılığı ve öğrenmeye istekli oluşu özgüven gelişimiyle yakından ilgilidir.
ZUHAL GÜVEN
SOSYOLOG
AKVARYUM ÇOCUKEVİ - 15 EYLÜL 2006
"ANNE BABA PANELİ"
|
|
|
|
|
|
|
" TEMELİNDE SEVGİ OLAN HİÇBİR EĞİTİM BAŞARISIZLIĞA UĞRAMAZ " Pestallozi
Sağlıksız ailede yetişen kişilerin kendilerine güveni olmaz. Bu kişiler mutlaka dıştan denetimli bireyler olurlar.
İLETİŞİM ENGELLERİ ( 12 KURAL )
1.Emir vermek, Yönlendirmek: Bu iletiler kişinin duygularının önemsiz olduğu mesajını verir. Kişi diğer kişinin istediğini yapma zorunluluğunu hisseder.
2.Uyarmak, Gözdağı vermek: Bu iletiler de emir verme ve yönlendirmeye benzer; ancak kişinin vereceği yanıtın karşılığı olacak tümceleri de içerir. Kişinin isteklerine saygı duyulmadığı mesajını verir. Bu durum kişide öfke ve düşmanlık yaratır.
3.Ahlak dersi vermek: Bu tür ilişkilerde otoritenin ve zorunlulukların gücü kişiye karşı kullanılır. yapmalısın, etmelisin mesajlarını iletir ve bireyi karşı koymaya zorlar.
4.Öğüt vermek ve çözüm önerileri getirmek: Kişinin sorunlarını kendi kendisine çözeceği yeteneğinin olmadığına inanıldığını gösterir.
5.Öğretme, nutuk çekme, mantıklı düşünceler önerme: Bu durum aile içinde o anda herhangi bir sorun yokken çocuklar tarafından kabul edilebiliyor; ancak, sorun anında bu durum kabul edilmiyor ve daha fazla çatışmalara neden oluyor. Mantıklı düşünceler önerme çocuğun mantıksız ve bilgisiz olduğuna dair mesaj iletir.
6.Yargılamak, eleştirmek, suçlamak,aynı düşüncede olmamak: Bu iletiler çocuk üzerinde diğerlerinden daha fazla olumsuz etki yapar. Bu değerlendirmeler çocuğun benlik saygısını düşürür. Çocuklar hakkında yapılan olumsuz değerlendirmeler çocuğun kendisini değersiz, yetersiz görmesine neden olur.
7.Övmek, aynı düşüncede olmak, olumlu değerlendirmeler yapmak: Genel inanç olarak bu durumun çocuğa zarar vereceği hiç düşünülmez. Çocuğun öz imgesine uymayan değerlendirmelerin yapılması çocukta kızgınlık yaratır. Çocuklar bu iletileri anne babanın kendilerini yönlendirme ve isteğini yaptırma girişimi için kurnazlık olarak yorumlarlar. Siz böyle söyleyince sanki ben daha çok mu çalışacağım? gibi düşünürler. Övgü ise başkalarının yanında yapılıyorsa çocuğu utandırır. Aşırı övgü sonucunda çocuk buna alışır ve övülmeye gereksinim duymaya başlar.
8.Ad takmak, alay etmek: Çocuğun benlik saygısı üzerinde olumsuz etki yapar.
9.Yorumlamak, analiz etmek, tanı koymak: Bu durum çocuğun konuşmasını, kendi duygularını ifade etmesini engeller.
10.Güven vermek, desteklemek, avutmak, duygularını paylaşmak: Anne babalar çocuklarının duygularını tam olarak anlamadıklarında ortaya çıkar. Böyle bir durumda sorun hiç yokmuş gibi algılanıp avutma eğilimine gidilir. Üzülme yarın her şey düzelecek, kendini daha iyi hissedeceksin gibi mesajların verilmesi çocuğun önemsenmediği hissini verir.
11.Soru sormak, sınamak, sorgulamak: Çocuk sorgulanıyor hissine kapıldığında bu durum onda güvensizlik, kuşku oluşturur.
12.Sözünden dönmek, oyalamak, alay etmek, şakacı davranmak, konuyu saptırmak: Böyle iletiler yüzünden çocuk anne babasının onunla ilgilenmediğini, duygularına saygı göstermediğini belki de onu dışladığını, dikkâte almadığını düşünür. Çocuklar sorunlarını dile getirdiklerinde çok ciddidir. Şaka ve espriyle karşılık vermek onları incitebilir ve itilmişlik kenara atılmışlık duygusunu verir.
İLETİŞİM ENGELLERİNDEN ÖRNEK CÜMLELER:
Benim oğlum okulu bırakamaz. Buna izin vermem. EMİR VERMEªYÖNLENDİRME
Okulu bırakırsan benden para mara bekleme. UYARMAªGÖZDAĞI VERME
Okumak herkese nasip olmayan ödüllendirici bir deneyimdir. AHLAK DERSİ VERME
Ödevini yapmak için neden bir program yapmıyorsun? ÖĞÜT VERMEªÇÖZÜM GETİRME
Üniversite mezunu lise mezunundan yüzde elli fazla kazanır. NUTUK ÇEKMEªÖĞRETME
Uzak görüşlü değilsin. Düşüncelerin henüz yeterince olgunlaşmamış.YARGILAMAªELEŞTİRMEªSUÇLAMA
Her zaman gelecek için umut veren iyi bir öğrenci oldun. ÖVME
Hippi gibi konuşuyorsun. AD TAKMAªALAY ETME
Çaba göstermediğin için okuldan
hoşlanmıyorsun.YORUMLAMAªANALİZ ETME
Duygularını anlıyorum, ama son sınıfta daha iyi olacak.GÜVEN VERMEªDUYGULARINI PAYLAŞMA
Eğitimsiz ne yapacaksın? Nasıl geçineceksin? SINAMAªSORU SORMAªSORGULAMA
Yemekte sorun istemiyorum.KONUYU SAPTIRMA
Bu alıştırma çocukta sorun olduğunda ana babanın tipik tavrının iletişim engelli sözler söylemek olduğunu göstermiştir.
Bu tür yanıtlar çocuktan gelecek bir sonraki iletişimi engeller; ana-baba çocuk ilişkisi gibi çocuğun benlik saygısını da olumsuz engeller. Çocuklar üzerinde aşağıdaki olumsuz sonuçları oluşturma tehlikesi taşır:
Konuşmalarını engeller
Savunmaya geçirir
Kavgacı yapar, karşı saldırıya yöneltir
Yetersiz olduklarını hissettirir
Kızdırır, küstürür
Oldukları gibi kabul edilemedikleri duygusunu uyandırır
Sorunlarını çözmede kendilerine güvenilmediğini hissettirir
Anlaşılmadıklarını hissettirir
Duygularının yersiz olduğunu hissettirir
Kızdırır, yılgınlığa uğratır
Sorgulanıyor duygusunu yaratır
Anne ve babasının kendisiyle ilgilenmediği duygusunu uyandırır.
SAĞLIKLI BİR AİLEDE
SORUNLARI ÇÖZMEK İÇİN KULLANILAN YÖNTEMLER:
Duygu ve düşünceler olduğu gibi, abartılmadan ortaya konulmalıdır (Bu tutuma kendine güvenli ve kendine saygılı tutum diyoruz. Bu tutum içinde olan kişiler hem kendilerine hem de başkalarına saygı gösterirler.)
Sorunlar şimdiki bağlam içinde ele alınmalı ve eski birikimler işin içine sokulmamalıdır
Kesinlikle öğüt verme kullanılmamalı, davranışlar somut bir biçimde ayrıntılı olarak ele alınmalıdır.
Yargılamaya gidilmemeli, kişiler kendi duygu ve düşüncelerini ifade edebilmelidirler.
Duygu ve düşünceler, ne az ne eksik, olduğu gibi olduğu gibi ifade edilmelidir; karşısındakinin ne beklediğine ya da en mükemmel olması gerektiğine göre ifadeler aranmamalıdır.
Konunun özü ile konuya ilişkin olmayan ayrıntılar birbirinden ayırd edilmelidir. Örneğin siz çocuğunuza iki saat geciktin dediğinizde, çocuğunuz size: hayır bir saat kırk beş dakika geciktim dememelidir.
Sorun çözmede etkin dinleme kullanılmalıdır. (daha sonraki bölümde ayrıntılı olarak anlatılacak)
Belirli bir zaman konusu içinde ancak bir çatışma üzerinde durulmalı, başka çatışma konuları çatışmaya katılmamalı.
Örneğin: hem geç kalıyorsun hem de bana yardım etmiyorsundiyerek iki konuyu birden ortaya atmamak gerekir.
Birinin haklı çıkması yerine her iki tarafın da anlaşabileceği bir çözüme yönelmek gerekir.ben haklıyım, sen yanlış hareket ediyorsun tarzında davranmamak gerekir.
SAĞLIKSIZ AİLEDE GİZLİ KURALLAR :
"Sağlıksız ailede kurallar bilinçaltındadır. " Gizli ve açığa çıkmamıştır. Bu kuralları kimse tartışamaz. İşte sağlıksız ailede geçerli olan kurallar şunlardır:
1.Denetleme: çocuk duygu ve düşüncelerini ifade ederken hep korku içindedir. Ya da duygularını ifade edemez, bastırır. Söyleyeceklerini hep önceden kestirmek zorundadır. Kendiliğinden ortaya çıkan davranış kötüdür, affedilmez. Bu tür ailelerde sağlıklı bir güven ortamı söz konusu değildir.
2.Mükemmeliyetçilik: Yapılan her işte, girilen her sınavda kişinin mükemmel olması beklenir. Her şey göstermeliktir, başkasının beğenmesi için yapılır. Mükemmeliyetçilik kişinin kendi gerçeğinin hiçbir değeri olmadığını kendi düşünüş ve değerlendirilişinin önemsiz olduğunu ifade eder. Bu ortamda yetişen çocuğun temel duygusu umutsuzluktur. Kendilerini değersiz, yetersiz bulurlar.
3.Suçlama: Suçlama olayları olduğu gibi kabul etmemenin bir sonucudur. Yapılan suçlamalar her şeyin denetim altında tutulması gerektiği ve yapılan her şeyin mükemmel olmasının zorunlu olması gerektiğini ortaya çıkarır. Bu durum ise kişide kaygı ve utanç duygularını yaratır.
4.Beş temel özgürlüğün inkârı: Sağlıksız ailede kişilerin doğal olarak geliştirdikleri algılama, duygu, düşünce, davranış, arzu ve amaçları inkâr edilir. içinden geldiği gibi değil; mükemmeliyetçi kurala uyarak, başkalarının senden beklediği biçimde algıla, duygulan, düşün,davran, arzu et, ve amaç edin. Bu durum kişini kendi gerçeğini inkâr etmesine neden olur. Böylece kişi tamamen dışa bağımlı, kendi iç dünyasıyla ilişkisi kopuk, robot gibi yaşar. Böyle bir kişinin mutlu olması da söz konusu olmaz.
5.Konuşmanın yasak olması: Sağlıksız bir ailede özellikle çocukların duygu ve düşüncelerini ifade etmesine olanak verilmez. Bu duru çocuklarda değersizlik duygularına neden olur.
6.Küskünlük ve kırgınlıkların sürdürülmesi: Aile içindeki kırgınlık ve küskünlüklerin sürdürülmesi, kişilerin birbirlerini anlamasını ve sorunun çözülmesini engeller.
7.Kimseye güvenmeme: Sağlıksız bir ailede kimse kimseye güvenmez. Aslında güven var gibi görünse de temelde güvensizlik vardır. Sağlıksız ailede yetişen kişi kimseden saygı ve gerçek sevgi görmediği için kimsenin kendisine yardım edemeyeceğine inanır. Yardım etmek isteyenlerin mutlaka art düşüncesi vardır, çıkarı vardır diye düşünür.
|
|